Hz. MUHAMMED
ŞEMS-İ TEBRİZÎ




Şems-i Tebrizî diye tanınan bu büyük evliyanın gerçek adı ve künyesi "Meliktad oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddin" dir. Yükesek kabiliyetlerle mücehhez hakikat ve mana erenlerindendir. Hicretin 6. yüzyılında Tebriz'de Miladi 1153 yılında doğmuştur. Henüz çocuk yaşlarında iken bile yaşıtlarından çok farklı bir anlayış, düşünüş ve yaşayışa sahip olan Şems o günlerini şöyle anlatır;
Henüz ergenlik çağına girmemiştim, aşk deryasına daldığım zaman 40-45 gün hiçbir şey yemezdim, istekten kesilirdim. Günlerce açlığa ve susuzluğa katlanırdım. Bir gün Babam bana çıkıştı;
"Oğlum dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum, bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felakete götürecek."
Ben ona şu cevabı verdim:
Baba!, seninle benim babalık ve evlatlık ilişkilerimiz neye benzer bilirmisin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyla karışık bir de kaz kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelipte civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına rastlarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak diyerek çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neş'e içinde suda yüzmektedir.
İşte seninle benim aramdaki ilişki böyledir.

Şems-i Tebrizî Hazretleri, ilk nasibini Kadiri Tarikatı üstadı olan Şeyh Ebu Bekir Sillaf (sepetçi Ebu Bekir) adındaki bir Mürşid-i Kamil'den almıştır.

Aradığını, özlediğini onda bulmuştur. Uzun yıllar bu mübarek zatın hizmetinde bulunarak manevi olarak hayli yol almıştır. Bu mübarek zatın vefatından sonra yine Kadiri üstadı Baba Hacendi Hazretlerine intisab etmiş ve seyri sülükunu burada tamamlamıştır.

Üstad Şemseddin Tebrizî Hazretlerinin tavır ve hareketleri onun hiç kimseye ihtiyacı olmadığını gösterirdi. Maddi menfaat için hiç kimseye tenezzül etmez, hiç kimseye boyun eğmez, çok vakarlı ve oldukça heybetli bir kişi idi. Apaçık kerametleri olan ve olgunlukları herkesçe bilinen bu aziz ve muhterem zat çok hassas idi. İstidat sahibi olan ve kabiliyetli kimseleri irşat etmeye ehil bir zat idi.

Şems-i Tebrizî Hazretleri bazılarının zannettiği gibi kendisine şeyh arayan sıradan bir kimse değil, bilakis o bir Mürşi-i Kâmil (Peygamber varisi büyük bir evliya) idi. Mevlana Hazretleri Şems Hazretlerine müntesib olmuştu (bağlanmıştı). Mevlana gibi madde ve manasıyla tahsilin yüce mertebelerine çıkmış büyük bir alimi ledünni alemlerin seyrine götürmüş ulu bir evliyadır.

Şeyh Şemseddin Hazretlerine "Kâmil Tebrizî" derler ve çok seyahat edip devr-i alem eder, dolaşır ve dolaştığı içinde kendi memleketinde yani Tebriz'de ona "Uçan Güneş" diye hitap ederlerdi.

Şems-i Tebrizî Hazretleri seyahat ettiği, gezip dolaştığı yerlerde dualar edip:
"Yâ Rabbi, benim sülukumdan öyle bir dost ver ki, kıyamet sabahına kadar Tarikat yolu baki kalıp, bütün insanlık tarafından bilinsin" diye dualar ederdi. "Yâ Rabbi öyle bir dostu bana nasip edersen onun için bu başımı vermeye razıyım" derdi. Bunda şaşılacak garip bir şey yoktur. Nasıl ki her insan şu fani hayat için soyunu devam ettirecek hayırlı bir neslinin olmasını isterse, Allah dostları da kalıcı bir eser bırakarak, emaneti en güzel bir şekilde korumuş bir kul olarak Allah (c.c) kavuşmak isterler.

ŞEMS-İ TEBRİZÎ'NİN KERAMETLERİ